Ekmek Dostlarının ilk ve tek buluşma noktası
Duyurular:
English Germany French Italian Spanish Russian Norway Japanese Chinese Simplified Dutch Portuguese Greek Arabic  
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.
Kasım 21, 2017, 04:45:14 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: HUBUBAT ÜRÜNLERİ KONUSUNDA YANILTICI İDDİALAR VE BİLİMSEL DEĞERLENDİRMELER  (Okunma Sayısı 1718 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ali bey
Full Member
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 217



« : Ocak 12, 2017, 03:00:48 ÖÖ »

Bu da Ekmekçi Hamit Hoca'nın içinde olduğu bir çalışma:

****************
HUBUBAT ÜRÜNLERİ KONUSUNDA YANILTICI İDDİALAR VE BİLİMSEL DEĞERLENDİRMELER

Hamit Köksel, Buket Çetiner, Turgay Şanal

1 Hacettepe Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü
2 Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü, Kalite Değerlendirme ve Gıda Bölümü

TAHILLAR HAKKINDA GENEL BİLGİLER ve SINIFLANDIRMA

Başlıca tahıllar; buğday (Triticum), arpa (Hordeum), çavdar (Secale), yulaf (Avena), mısır (Zea),
çeltik (Oryza) ve darılardır (Sorghum, Pnicum, Seteria). Bu tahıl cinslerinin tümü Gramineae
(buğdaygiller) familyasına giren bitkiler olup 400 cins (genus) ve çok sayıda tür (species) ile dünyada
ve ülkemizde en fazla ekilip, üretilen bitkilerdir. Bu tahıl cinslerinden buğday, arpa, çavdar, yulaf
“serin iklim tahılları”; çeltik, mısır ve darılar ise ‘sıcak iklim tahılları’’dır.
Buğdayda temel kromozom sayısı n=7’dir ve doğada bulunan ve tarımı yapılan buğday türleri ve
kromozom sayılarına aşağıda verilmiştir.
I ) Diploid buğdaylar (Siyez-Kaplıca buğdayları) (2n=14) Triticum monococcum., T. aegilopodes, T.
urartu.
II) Tetraploid buğdaylar (Makarnalık buğdaylar) (2n=28) Triticum durum (veya T. turgidum var
durum).
III) Hekzaploid buğdaylar (Ekmeklik buğdaylar) (2n=42) Triticum aestivum.


Hekzaploid (ekmeklik) buğdaylar;
a) T. aestivum, asıl ekmeklik buğdaylar
b) T. compactum, topbaş buğdaylar olmak üzere iki grupta toplanırlar.
Buğday da meydana gelen bu farklılık tamamen doğal yollardan, buğday türlerinin doğada
birbirleriyle tozlaşması sonucu meydana gelmiştir.

Soru: Ekmeklik buğdayın kromozom sayısının değiştirildiği söyleniyor, bu konu doğrumudur?
Bir TV programında ekmeklik buğdayın (Triticum aestivum) 49 kromozomlu olduğu yanlış bilgisi
verilmiştir. Aslında 42 kromozomludur, 49 kromozomlu olsaydı soyunu devam ettirmesi mümkün
olmazdı.

Soru: İnsanlık tarihinde buğday ve ürünlerinin kullanımı ile ilgili en eski bilgiler nelerdir?
Anadolu’da yaşayan çeşitli toplulukların beslenmesinde tahıllar, özellikle de buğday önemli yer
tutmuştur. Bununla ilgili çok sayıda tarihi-arkeolojik belgeye ulaşmak mümkündür (Güngör Karauğuz,
2006, Hititler Döneminde Anadolu’da Ekmek, Arkeoloji ve Sanat Yayınları). Örneğin Hititler’ in
Anadolu’da yaklaşık 8000 yıl önce buğday tarımı yaptığını ve ekmek ürettiğini gösteren bulgular
vardır. Son yıllarda Göbeklitepe’de Alman arkeolog Klaus Schmidt’in yaptığı kazı çalışmaları buğday
tarımının daha da eskiye günümüzden 12000 yıl öncesine dayandığını göstermektedir. Buğdayın
biyolojik gelişimi ise bundan çok daha öncesine dayanmaktadır. O zamandan beri buğday yetiştiren
topluluklar doğadaki buğday popülasyonları içerisinden hasadı kolay, yüksek verimli, hastalık ve
zararlılara ve doğadaki stres koşullarına (kuraklık, aşırı sıcak ve soğuk) dayanıklı ve kaliteli olanları
seçerek tarımsal faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu seçim (seleksiyon) daha sonra (20. yüzyılın başında)
klasik bitki ıslahının da önemli bir tekniği haline gelmiştir.

Soru: Buğday ve diğer tahıl türleri tanımlanırken kullanılan “Hibrid” ve “GDO” kavramları
nedir?

Sıklıkla birbirine karıştırılan “Hibrid” ve “GDO” kavramları birbirinden farklıdır ve yanlış
bilgilendirme sonucu bu konuda bir kavram kargaşası ortaya çıkmıştır.
 Doğada bitkilerde tozlaşma ve çiçeklerde döllenme rüzgâr, böcek ve arılar tarafından sağlanır.
1920’li yıllarda ilk olarak mısır, daha sonra ayçiçeği, domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz,
kabak vb. birçok bitki türünde yaygın olarak kullanılan klasik bitki ıslahı yöntemleriyle
yapılan seçimlere dayalı melez (hibrid) tohum tekniği geliştirilmiştir.
 Hibrid veya melez tohum, aynı bitki türüne ait yakın veya uzak akraba konumunda olan iki
doğal bitki popülasyonundan (örneğin A ve B) seçilen saf hatların veya bireylerin klasik ıslah
teknikleri ile birbirleri ile çaprazlanması (A x B) sonucunda elde edilen ilk nesil melez
tohumlara verilen isimdir. Bu tür birleşme doğada kendiliğinden de gerçekleşebilmektedir.
Ayrıca melezleme tekniği gen teknolojisi henüz gelişmeden (genetiği değiştirilmiş
organizmalar üretilmeden) önce de uygulanmakta idi. Kalıtım biliminin öncüsü Avusturyalı
botanikçi, Gregor Johann Mendel (1822 – 1884) bitkiler üzerine yaptığı çalışmalarda, bir türün
özelliklerinin kalıtım yoluyla sonraki kuşaklara aktarıldığını bulmuştur. Mendel' in öne
sürdüğü ilkeler, 20. yüzyılın başlarında yapılan deneylerle doğrulandıktan sonra, kalıtım
kuramının bütün canlılar için geçerliliği saptanarak, biyolojinin temel ilkelerinden biri haline
gelmiş ve bitki ıslahında da kullanılmaya başlanmıştır.
 Bir türe, başka bir türden gen aktarılarak yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan
tekniklere “Gen Teknolojisi”, gen teknolojisi kullanılarak doğal olarak elde edilmesi mümkün
olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara da Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar
(GDO) adı verilmektedir. Bu yöntemle akraba olmayan canlılar arasında da gen aktarımı
yapılmaktadır. Örneğin diğer bir mikroorganizmadan mısır bitkisine gen teknolojisi
kullanılarak aktarılan genler ve bu yöntemle üretilen GDO mısır vardır. Bu genlerin doğal
olarak veya klasik melezleme teknikleri ile aktarılması mümkün değildir.

Soru: Buğday ile ilgili genetik araştırmalar ne zaman başladı? Genleriyle oynanmış buğday
pazarda mevcut mu?

 1920’li yılların sonunda başlanan melezleme çalışmaları ile buğday ıslahı hız kazanmıştır. Bu
amaçla dünyanın farklı bölgelerinden yerel buğdayları toplanmış, toplanan materyal gen
bankalarında muhafaza altına alınmış ve morfolojik tanımlamaları yapılmış ve tarımsal açıdan
üstün özellikli olanlar ıslah programlarına aktarılmıştır.
 Türkiye’de buğday ıslah çalışmaları Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren başlamış, 1930-1969
yılları arasında birçok çeşit introdüksiyon ve seleksiyon yöntemi ile tescil edilmiş ve çiftçinin
hizmetine sunulmuştur. Ülkemizde buğday ıslah çalışmaları mevcut köy çeşitlerinin
toplanması ve bu genetik zenginlikten seleksiyon yolu ile başlamıştır. Yine bu devrede
özellikle kuru tarım alanları için çeşit geliştirme araştırmaları yürütülmüştür. Başlangıçta
araştırmalar buğdayın gen kaynağı olan ülkemizin mevcut olan genotipik varyasyonunun
belirlenmesi ve seleksiyonla üstün özellikli hatların tescil ettirilerek tarımsal üretimde
kullanılmasına yoğunlaşmıştır.
 1950’li yıllardan sonra Dünyada ve Türkiye’de modern tarım araçlarının (ilaç, gübre,
makineleşme,   sulama)   uygulamaya   girmesiyle,   buğday   ıslah   çalışmaları   daha   da
yoğunlaşmıştır. Ülkemizde kışa ve kurağa adaptasyonu yüksek yerel materyal ile yurtdışından
sağlanan buğday çeşitleri melezlenerek kısa boylu, verimi ve kalite özellikleri yüksek çeşitler
geliştirilmeye çalışılmıştır. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu miktar ve kalitede ürünün sağlanması
için ıslah çalışmaları gereklidir. Kısa boylu buğdayların klasik ıslah programlarında ebeveyn
olarak kullanılmasının nedeni kurağa ve yatmaya karşı dirençli olmasıdır.
 Türkiye’de üretilen ve satılan buğdaylar GDO’lu değildir ve bu teknoloji buğday ıslah
programlarında kullanılmamaktadır. Farklı ülkelerde geliştirilmiş olan GDO’lu buğdaylar
mevcuttur. Ancak bunlar henüz ticarileşmemiştir.

2. Buğdayın diyabet ve obezite ile ilişkisi nedir? Melezleme yoluyla geliştirilen buğdayların diyabet ve obezite ile ilişkisi olabilir mi?
Son yıllarda obeziteyi aşırı gıda tüketimi ve aktif olmayan yaşam tarzı yerine spesifik bir gıda veya
gıda bileşeni ile ilişkilendirmek yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. Daha önce yağ, yüksek früktoz
içerikli mısır şurubu ve gıdalara ilave edilen şekerin obezitenin etiyolojisi ile ilişkisi konusunda
başlatılmış olan tartışmalardan sonra, son yıllarda buğday ürünleri tüketiminin aşırı yeme bağımlılığı
yaratarak sağlık üzerinde olumsuz etki yaptığı yönünde iddialar ortaya çıkmıştır. Fakat bu tartışmalar
obezite üzerinde birbiri ile ilişkili birçok faktörün sonucu ortaya çıktığını göz ardı etmektedir (Grundy,
1998; Keith et al., 2006). Benzer şekilde diyabet üzerinde de birçok faktör etkilidir.
Son yıllarda popüler hale gelen   Paleolitik diyet (CBS, 2012; Jönsson et al., 2006) gibi diyet
programlarında ve kardiyolog W.R. Davis çok satan kitabı “Wheat Belly (2011)”de, farklı ve
tartışmalı bir hipotez üzerinden buğday ürünleri tüketiminin (tam buğday unu beyaz un ayrımı
yapmadan) sağlık üzerinde olumsuz etki yaptığı iddia edilmektedir. Yüzlerce yıl Ortadoğu ülkelerinde
yaşayan farklı toplumlar temel enerji kaynağı olarak buğday unundan yapılan ekmekleri ve bulgur gibi
diğer buğday ürünlerini tüketmiş ve aşırı kilo artışı problemi ile karşılaşmamışlardır. Ayrıca ABD ve
Avrupa’da yapılan çalışmalarda buğday esaslı tam tahıl ürünleri tüketiminin tip 2 diyabet,
kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri riskinin azaltılmasında etkili olduğu gösterilmiştir.
Buna ilave olarak tam tahıl ürünlerinin kilo kontrolüne yardımcı olduğu belirtilmiştir (Ye et al., 2012).
Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü tarafından tam tahıl ürünleri, meyve, sebze, baklagiller ve ceviz gibi
ürünler tüketiminin obeziteyi ve kilo alımını azalttığı bildirilmektedir (WHO, 2015).

Soru: Tam buğday ürünleri tüketiminin kalp hastalıkları gibi birçok hastalık riskini arttırdığı iddiası doğrumudur?
Bu iddiaların aksine, birçok bilimsel çalışmanın sonuçları, tam tahıl ürünleri tüketiminin koroner kalp
hastalıkları ve ilişkili sağlık problemleri üzerinde pozitif etkisi olduğunu belirtmektedir. Bu çalışmalar
tahıl lifleri tüketiminin vücut kitle indeksini ve kan basıncı düşürdüğünü, kardiyovasküler kalp
hastalıkları risklerini azalttığını göstermiştir. Sonuç olarak, daha fazla tam tahıl ürünü tüketimi
önerilmektedir (Lairon et al., 2015, He et al., 2010, Liu et al., 1999).
Hollænder ve arkadaşları tarafından yapılan meta analizde 6069 makale gözden geçirilmiş ve tam tahıl
tüketimi ile kolesterol seviyesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Değerlendirmeye alınan çalışmaların
meta analizi sonucuna göre tam tahıl tüketiminin toplam kolesterol (TC), LDL kolesterol ve trigliseriti
düşürdüğü belirtilmiştir (Hollænder et al., 2015).

Soru: Tam buğday ürünleri ve sağlık ilişkileri konusunda farklı görüşler var bu konudaki görüşleriniz nedir? Buğday ürünleri ile çölyak ilişkisinden kısaca söz eder misiniz?
Gluten içeren tam buğday ürünlerinin olumsuz etkileri olduğu yönündeki görüşlerin tamamen aksine
tam buğday ürünleri ve tam buğday lifinin kan glukoz seviyesinin kontrolünü ve kolesterol seviyesini
olumlu yönde etkilediği ve kan basıncını düşürdüğü yönünde gözlemler bulunmaktadır (Gaskins et al.,
2010; Jenkins et al., 2007; Masters et al., 2010; Qi et al., 2006; Raninen et al., 2011). Bu etkilerin
büyük ölçüde kepekle ayrılan alöron tabakasında yoğunlaşan ve buğday rüşeyminde bulunan lifler
(beta-glukan ve arabinoksilan), fitokimyasal maddeler (fenolik bileşenler, steroller, tokoller) ve
vitaminlerle ilgili olduğu belirtilmektedir.
Björck ve çalışma arkadaşları (2011) AB tarafından desteklenen ve 26 akademik kuruluşun görev
aldığı HEALTHGRAIN projesinin sonuçlarını özetlemiştir. Bu araştırmacılar tahıl liflerinin kalın
bağırsakta fermentasyonu sonucunda oluşan kısa zincirli yağ asitlerinin seviyesi ile insülin hassasiyeti
ve glukoz homeostasis arasında negatif bir korelasyon olduğu sonucuna varmıştır. Sonuç olarak belirli
bir karbonhidrat yüküne karşılık insülin üretiminin azaldığı tespit edilmiştir. Bu durum beyaz ekmekte
bulunmayan veya çok az bulunan buna karşılık tam buğday ve ürünlerinde bulunan bazı bileşenlerin
önemli etkileri olduğunu göstermektedir.
Hauner ve çalışma arkadaşları (2012) tarafından yapılmış olan kohort çalışmada tam tahıl ürünleri
tüketimi ile obezite, diyabet ve koroner kalp hastalıkları riskinin azalması arasında ilişki olduğu
bildirilmiştir. Ayrıca Aune ve çalışma arkadaşları (2011) tahıllardan ve tam tahıl ürünlerinden alınan
lifin kolorektal kanser riskini azalttığı sonucuna varmıştır.
Tüm bu çalışmalar tam tahıl ürünlerinin sağlık avantajları olduğunu gösterse de, dünya nüfusunun bir
bölümünün buğday veya gluten benzeri protein içeren diğer tahıl ürünlerini tolere edemediğini
belirtmek gerekir. Bunların başında da çölyak hastalığı olanlar gelmektedir. Çölyak hastalığı (ya da
Gluten Enteropatisi); bağırsaklarda emilimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan
ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasar oluşturan bir
sindirim sistemi hastalığıdır. Gluten peptidlerine karşı oluşan bir oto-immün tepkidir. Çölyak görülme
sıklığının ABD’de %0.71, birçok Avrupa ülkesinde de buna yakın seviyelerde olduğu bildirilmiştir
(Mustalahti et al., 2010). Bazı ülkelerde ise %1 civarındadır.

Soru: Çölyak yeni bir hastalık mıdır? 1950'li yıllara kadar çölyak diye bir hastalık yok muydu?
Çölyak oto-immün bir rahatsızlık olduğu için insanın biyolojik gelişimi içerisinde çok kısa sayılacak
50-60 yıl gibi bir sürede ortaya çıkması beklenemez. Şüphesiz 1950'li yıllara kadar çölyak diye bir
hastalık vardı. Ancak son yıllarda geliştirilen teşhis yöntemleri ile bu hastalığın teşhisi kolaylaşmıştır.
Daha önceki yıllarda muhtemelen teşhis konulamamış çok sayıda çölyaklı insan vardı

Soru: Çölyak hastalığının ve gluten intoleransının artmasının nedenleri ne olabilir?
Çölyak hastalığının artmasının nedenleri kesin olarak belirlenememiştir. Ancak bazı araştırmacılar son
yıllarda geliştirilen teşhis yöntemleri ile bu hastalığın teşhisi kolaylaştığı için daha önceki yıllarda
teşhis konulamamış çölyaklılar bulunduğu için günümüzde artmış gibi göründüğünü ifade etmektedir.
Ayrıca çölyak hastalığının artmasında stres, çevre kirliliği gibi çevresel faktörlerin de rolü olduğu
düşünülüyor.

Soru: Yeni buğday çeşitleri ile eski/yerel çeşitlerin proteinleri farklımıdır?
Buğday gluten proteinleri bir protein grubudur. Buğday gluten proteinleri gliadin ve glutenin
proteinlerinden oluşur. Bu proteinlerin çok benzer formları çavdar, arpa gibi buğdaya yakın akraba
hububat türlerinde, daha az benzer formları ise yulaf, sorgum, mısır ve pirinç gibi diğer hububat
türlerinde bulunmaktadır. Gluten proteinleri buğdayın daha ilkel formları olan kaplıca ve siyez
buğdaylarında da bulunmaktadır.
Son yıllardaki bir röportajda (CBS, 2012) kardiyolog W.R. Davis çok satan kitabında “Wheat Belly:
Lose the Wheat, Lose the Weight, and Find Your Path Back to Health (Davis, 2011)” buğday ve
ürünleri hakkında bazı iddialarda bulunmuştur. Yazar halen yemekte olduğumuz buğdayın “60’lar ve
70’lerdeki genetik araştırmalar sonucu yaratıldığını” bu sırada “modern buğdaya” gliadin adı verilen
doğal olmayan bir protein ilave edildiğini iddia etmiştir. Davis herkesin bu gliadin adlı proteine
“duyarlı” olduğunu belirtmiştir. Ancak gliadinler tüm buğdaylarda ve benzer hububat türlerinde (Örn:
arpa, çavdar) eskiden beri mevcuttur (Goryunova et al., 2012). Ayrıca, tetraploid buğdayların bazı eski
(yerel) formları günümüz buğdaylarına göre daha yüksek oranda gliadin içermektedir (Colomba and
Gregorini, 2012).


Soru: Yerel buğdayların besleyici değeri ile ticari buğday türlerinin besleyici değeri arasında nasıl bir fark vardır?
Tüm buğdayların (yerel veya ticari) bileşimi ve besleyici değeri genetik yapı, çevre ve yetiştirme
koşullarından etkilenir. Yetiştirme yerinin toprak ve iklim özellikleri, gübreleme, sulama gibi faktörler
buğday bileşimi ve besleyici değeri üzerine etki yapar. Bizim grubumuzun yaptığı bir çalışmada bazı
yerel buğdayların fitokimyasal bileşenler ve toplam antioksidan kapasitesi açısından diğerlerinden ve
ticari çeşitlerden üstün olduğunu gözledik (Serpen et al., 2008). Ancak bazı yerel buğdaylarda bu
değerler daha düşüktü. Bu nedenle genelleme yapmayı doğru bulmuyoruz. Diğer yandan üstün
özelliklere sahip yerel buğdaylar ıslah programlarında kullanılarak bu özellikleri klasik yöntemlerle
ticari çeşitlere aktarılabilir.

SORU: Tam buğday ekmeğinin glisemik indeksinin şekerden yüksek olduğu belirtiliyor, bu bilgi doğru mudur?
Glisemik İndeks (GI), karbonhidrat içeren gıdaların tüketimleri sonrası kan glukoz düzeyini yükseltici
etkilerinin değerlendirilmesinde kullanılan bir kavramdır. Yapılan bir çok araştırma birlikte
değerlendirildiğinde tam buğday ekmeğinin GI değerinin 49-78, şekerin GI değerinin ise 58-82
aralığında olduğu görülmektedir (Foster-Powell et al., 2002). Diğer bir ifade ile tam buğday ekmeğinin
GI değeri şekerden yüksek değil, biraz düşüktür. Tam buğday ekmeği tüketildiğinde sağlık faydaları
olan besinsel lif, protein, vitaminler, mineraller ve fitokimyasallar da vücuda alınmış olur. Ayrıca
kompleks karbonhidratlar yavaş sindirilir ve bu da uzun süreli tokluk hissine neden olur. Tam buğday
ekmeği gibi yavaş sindirilen gıdalar tüketildiğinde glukoz yavaş bir şekilde salınır ve GI düşük olur.
Tüketilen miktar da tokluk kan şekerinin belirlenmesinde önemli bir etkendir. Ayrıca tam buğday
ekmeği ile şekerin bu şekilde karşılaştırılması pek doğru bir yaklaşım değildir. Glisemik indeksin yanı
sıra glisemik yüke de bakmak gerekir. Glisemik Yük,   gıdaların kan şekeri seviyesine etkisinin
anlaşılmasında önemli bir role sahiptir. Glisemik Yük hesaplanırken tüketilen karbonhidrat miktarı ve
Glisemik İndeks beraber değerlendirilir (Venn and Green, 2007, Nayak et al., 2014). Beyaz ekmek,
tam buğday ekmeği ve bulgurun Glisemik indeks ve porsiyon başına Glisemik yük değerleri
Çizelge1’de verilmiştir. Bir dilim tam buğday ekmeği ile aynı miktarda küp şekere ait veriler
incelendiğinde tam buğday ekmeğinin glisemik yükünün çok daha düşük olduğu görülmektedir
(Çizelge 1).


Çizelge 1. Ekmek (tam buğday/beyaz), şeker ve bulgurun glisemik indeks (GI) ve glisemik yük
karşılaştırması

 

Gıda Türü                  Porsiyon                    Karbonhidrat   Glisemik   Glisemik
                               miktarı           Gram   miktarı(gram)  İndeks        Yük
 
Beyaz ekmek           1 dilim           30 g         17              87                15

Tam buğday ekmeği   1 dilim          30 g         16              49                  8

Küp şeker (sakkaroz)   10 tane        ~30 g         30              68           ~ 20.5

Bulgur (pişmiş)            1 tabak         150 g         26              48             ~ 12
SONUÇ:
Yukarıda son dönemde sıklıkla karşılaştığımız bazı spekülatif iddialar ele alınmış, bunlar bilimsel temele dayalı olarak tartışılmış ve bu iddialara bilimsel cevaplar araştırılmıştır. Bu tartışmada da belirtildiği gibi, halkımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesini olumsuz yönde etkileyecek, buğday ve diğer hububat ürünlerinin tüketiminden kaçınmasına neden olacak spekülatif söylemlere ve yanlış beyanlara itibar edilmemesi gerekmektedir. Bu durum bazı sağlık sorunları yaratmakta, tam buğday/tam tahıl ürünlerinden uzaklaşmaya ve protein ve yağ bazlı diyetlerle beslenme sonucu başta böbrek hastalıkları olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Ayrıca ülkemizde dile getirilen bu olumsuz iddialar un ve diğer hububat ürünlerimizin ihraç edildiği bazı ülkelerde rakiplerimiz tarafından aleyhimizde kullanılarak ihracatımızı olumsuz yönde etkilemeye de başlamıştır.


KAYNAKLAR
Aune, D., Chan, D.S., Lau, R., Vieira, R., Greenwood, D.C., Kampman, E., Norat, T., 2011. Dietary
fibre, whole grains, and risk of colorectal cancer: systematic review and dose-response meta-analysis
of prospective studies. BMJ: British Medical Journal 343.
(literatürlere yer kalmadı Sad )
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2008, Simple Machines

XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu! Dilber MC Theme by HarzeM
Hobiler